Türkiye`nin İslam Konferansı Teşkilatı`na girişi (1969-1976)
- Global styles
- Apa
- Bibtex
- Chicago Fullnote
- Help
Abstract
ÖZET Cumhuriyet tarihinin erken dönemlerinde `batılı ve sektiler` karakterde bir kimlik dönüşümü yaşayan Modern Türkiye, iki dünya savaş arası dönemde Müslüman ülkelerle sınırlı ilişkiler kurmuştur. `Güvenlik kaygılan` ve `kalkınması için gerekli olan dış yardımlar` gibi saiklerle ise soğuk savaş döneminde batıya eklemlenmiştir. Yukarıdaki faktörlerin etkisiyle sırtım doğuya dönen Modern Türkiye, iki kutuplu uluslararası sistemin egemen olduğu evrede mutlak batı yanlısı bir dış politika izlemiş ve dış politikasının temel tercihlerinde İslam ülkelerine daha sınırlı yer vermiştir. Bununla birlikte Türkiye, 1960'ların ilk yansından sonra dış politikasını çeşitlendirmeye yönelmiştir. Kıbrıs meselesinde uluslararası ilişkilerde yaşanılan yalnızlık, kamuoyunun dış politikaya artan ilgisi ve bu konulara ilişkin eleştirel yaklaşımı, öte taraftan dışarıda uluslararası sistemin gevşek bir yapı arz etmesi, Türkiye'yi çok yönlü dış politikaya sevk eden etmenler olarak kaydedilmiştir. Türkiye'nin İslam Konferansı Teşkilatı'na (İKT) girişi de çok yönlü dış politika arayışının bir tezahürü olarak değerlendirilmiştir. Türkiye, doğu bloku ve bağlantısızlar hareketi gibi batı sistemi dışındaki aktörlerle ilişkiler kurarak batıya karşı bir denge kurmaya çalışmıştır. Ancak Modern Türkiye'nin batıya dönük dış politikası ve laik devlet kimliği İKT' de alman kararlara angaje olmasını engellemiştir. 1976 senesinde gerçekleştirilen VII. İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Konferansında Türk hükümetinin İKT'ye tam üyelik başvurusu onaylanmışsa da, Türkiye'nin içerideki batılı, laik anayasal yapısı teşkilata hukuken (de jure) üye olmasına mani olmuştur. Üye ülkeler arasında siyasi, iktisadi ve kültürel alanlarda İslami dayanışmayı geliştirmeyi amaç edinmiş olan İKT'nin kurucu yasasını Türkiye, bu yüzden parlamentosundan geçirmemiştir/geçirememiştir. 11 SUMMARY In the early years of the republic, the Modern Turkey's relations with Islamic countries was limited largely due to `secular and westernist reforms` it put into practice. By the beginning of the Cold War period, Turkey was integrated into the West as a result of `security concerns` and `its need for external aids required for economic development`. Throughout this period when international system was bipolar, the Modern Turkey, having rather limited relations with the Islamic World, followed a largely westernist policy. However, by the second half of the 1960s, Turkey started to follow a multi-dimensional foreign policy. The factors that gave way to this new tendency were the isolation in the international arena because of the Cyprus issue, and, as an extension of it, public's critical interest in foreign policy issues, and finally the conjectural flexibility in the international system. Turkey's entrance into the Organization of Islamic Conference (OIC) was perceived as a reflection of its multi-dimensional foreign policy. Turkey attempted to follow a balanced foreign policy through establishing relations with various international actors such as the Eastern Bloc and Non-Aligned Movement. Nevertheless, its traditional west-oriented policy and secular state identity prevented Turkey's engagement in the resolutions of the OIC. Though Turkey was admitted to the OIC in the 7th Conference of Foreign Ministers of Islamic Countries, its western and secular constitutional structure obstructed the legal membership. For the same reason, Turkey could not pass by its parliament the founding law of the OIC, which aimed at the development of Islamic cooperation among the member countries in the economic and cultural realms.
Collections